Jam Nedir?

Anadolu Jam, 2011 yılından beri, Türkiye’nin her köşesinden, sosyal, ekolojik, ekonomik değişim için bireysel dönüşüme niyeti olan bireyleri bir araya getiriyor. Buluşmada katılımcılarla birlikte, günlük hayatın telaşesinden sıyrılıp, yavaşlayarak; katılımcılara kalpten konuşma, can kulağıyla dinleme, kendileriyle ve ilişkilerinde yeni bir iletişim yolu deneyimleme ve hayalini kurdukları dünyayı bir topluluk içinde paylaşma alanı açılıyor.

Jam nedir?

Bu soruyu yanıtlamak çok kolay olmasa da Jam’in belirlenen bir amaca ulaşmak için düzenlenen bir konferans, seminer, atöyle ya da tipik bir toplantı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Değişim ve dönüşümün üç farklı seviyede geliştiği bir ortam: kişisel (içsel), topluluk (ilişkisel) ve sistemik (bütünsel). “Jam” ismi, caz müzisyenlerinin bir araya gelip doğaçlama müzik yapmalarından esinlenilerek kullanılıyor.

Yaşam yolunuzla ilgili aklınıza gelip de yanıtlamadığınız, ya da henüz aklınıza gelmemiş soru ve buluşları, aklınızla derinlemesine düşündüğünüz değil, kalbinizle deneyimlediğiniz bir alan Jam. Katılımın esas olduğu Jam, her bir katılımcı için farklı şeyler ifade ediyor, çünkü Jam katılımcıların kişilikleri ve varlıklarıyla Jam oluyor, anlam buluyor.

Jam’in boyutları

Buluşma, kişisel boyutta, katılımcıların yaşam yolculuklarını ve yaptıkları işleri paylaşabilecekleri ve gözden geçirebilecekleri, yenilenip motive olabilecekleri, kişisel farkındalık ve sürdürülebilirlikleri için kazanımlar edinebilecekleri bir alandır. Aynı zamanda, kendilerini daha iyi tanıyabilecekleri, anlamlı sorular sorabilecekleri, korkularına ve içsel engellerine yönelik adım atabilecekleri, akranlarıyla yeni bağlar kurabilecekleri  bir süreçtir.

Topluluk boyutunda, birbirimize ve kendimize olan anlayışımızı derinleştirmek için kültürlerimizi, hikâyelerimizi ve yaşadığımız zorlukları birbirimizle paylaşırız. Jam’de her türlü çeşitlilik çok önemlidir ve mümkün olduğunca çeşitliliği yüksek bir grup oluşturmaya çalışırız. 7 gün boyunca, ortak yanlarımızı keşfeder ve farklılıklarımızı kutlarız. Anadolu topraklarında ve dünyada yaşanan anlaşmazlık ve fikir ayrılıklarını düşünecek olursak, “biz” ve “onlar” öykülemesinin ötesinde bir birlik ve dayanışma ruhunu korumak her zaman kolay değildir. Jam, farklılıklarımızı düşmanlıkla değil, karşılıklı merak ve öğrenme ruhu ile kabul ettiğimiz diyalogları destekler; “diğer”i ya da farklı olanı düşmanlaştırmak yerine sadece insan olarak görmeyi hatırlatır. Kalıplaşmış yargılardan sıyrılmayı, birbirimize açık olmayı, gerçeği konuşmayı, bizi zorlayan konularla çalışabilmeyi ve destek alıp vermeye açık olmayı deneyimleyerek, niyet, güven, hoşgörü ve derin dostluklar inşa etmeyi hedefler İlişkilerimiz ne kadar gerçek ve temelleri ne kadar sağlam olursa, bu topraklarda yeni işbirlikleri ve dayanışmayı geliştirme şansımız o kadar güçlü olacaktır.

Sistemik boyutta, kişisel vizyonumuz ve dünyadaki misyonumuzla ilgili netleşiriz. Genelde birbiriyle bağdaştırılmayan unsurları bir bütünün parçası olarak görebilmeyi ve önemli kesişim noktalarını fark etmeyi deneyimleriz. Birbirimizden öğrenmek için bir araya geliriz: neler işe yarıyor, nerede hatalar yaptık ve nerede desteğe ihtiyacımız var? Birbirimizi ve içinde olduğumuz topluluk ve kurumları destekleyebileceğimiz süreçler ve yöntemler neler? İçinde olduğumuz sistemleri nasıl daha iyi anlar, sistemik düşünceyi hayata nasıl geçiririz? Bu buluşmanın, her bir katılımcının parçası olduğu topluluklarda olumlu, yapıcı değişimi etkileme ve hayallerini gerçekleştirme olasılığını arttıracağını umuyoruz.

Bütün bunların yanı sıra pratikte neler deneyimleyeceğiz?

Jam süresince sistem düşüncesi, topluluk oluşturma, sosyal ağ kurma, katılımcı grup süreçleri gibi uygulamaları, dayanışma oyunları pratik ediyor olacağız.

‘Anadolu’ ile Kastedilen Yer Neresi? Neye Göre Tanımlıyorsunuz?

Yaşar Kemal Anadolu’yu ‘Dünyanın kültür bahçesini güzel ışıklarla doldurmuş bir çiçekler mozaiği’ diye tanımlıyor, Can Dündar ise Kemal’in bu tanımını bir yazısında şöyle açıyor:

Karadeniz’de horon tepiyor, Bursa’da kılıç kalkan oynuyor Anadolu; Sivas’ta semah dönüyor; Yozgat’ta bozlak söylüyor. İstanbul’da bu bahçeye Ermenice, Rumca, İbranice, Mardin’de Arapça, Süryanice şarkılar katılıyor.

Destan söyleyen nineler, rebet söyleyen muhacirler, ağıt yakan dengbejler, diz vuran zeybekler, raks eden dervişler…

Davullar, zurnalar, tulumlar, bağlamalar, sipsiler, cümbüşler, bendirler, kemaniler…

Düğünde, hasrette, göçte, kederde söylediğimiz, dert dökmekte, hasta iyi etmekte, koyun eğlemekte, ilanı aşk etmekte kullandığımız türküler…

Demir döverken, pamuk toplarken, ipek sararken, çamaşır yıkarken, ekin biçerken, toprak kazarken, hamur açarken, bebe uyuturken söylediğimiz ninniler, ağıtlar, deyişler, gazeller…

Dini, dili, ırkı, gelmişi geçmişi bir olmayan Anadolu, aynı türkülere hüzünlenen, aynı ninniye yatırılan çocuklardan oluşan bir bereket toprağı. Hem teklik, hem çokluk barındıran, farklı kültürlerin, ortak yaşam alanı… Coğrafi olarak tanımlamaya yer bırakmıyor sanki bu hikaye. Ama Jam’in adının Anadolu olmasının nedeni; Anadolu’yu bir bütün olarak düşünmeye alan açmak: eşsizliğine, çeşitliliğine, içinde barındırdığı kültür, değer ve geleneklere ve bugün dünyaya nasıl bir miras sunduğuna dikkat çekmek. Anadolu ve Jam yan yana gelince başka bir tını başka bir ses veriyor sanki, bizim belki provasız bir araya gelerek müzik yapan cazcı geleneğimiz yok Anadolu’da, ama provasız atışan, sazlarının telinden birbirine ulaşan aşıklarımız, bir kahvenin avlusunda çember düzeninde oturan ihtiyar heyetimiz, daire daire büyüyen, müziğin sesine göre adımların dizelendiği halaylarımız var… Anadolu ve Jam, uzak değil iç içe, eksilten değil, tamamlayan bir birleşim…

Aynı Jam’de olduğu gibi Anadolu’yu tanımlamayı da katılımcıya bırakıyoruz. Bir çok kişi farklı nedenlerle Anadolu’ya bağlı ve Jam’de tüm bu nedenler için alan var.

Leave a Reply